2011-2013 yılları arasında yaşanan son anayasa yapım süreci, Türkiye'deki sosyal çatışmaların anayasaya ilişkin tartışmalarla ne kadar da yakından ilintili olduğuna dair iyi bir örnektir.

2011'deki genel seçimin ardından bütün siyasal güçler yeni bir anayasanın gerekli olduğu konusunda hemfikirdiler. Anayasa'nın kabulünden bu yana gerçekleştirilen birçok kapsamlı anayasa değişikliğine rağmen, çokça "tadilat" görmüş bu anayasa metninin artık Türk siyasal sisteminin temelini oluşturamayacağı görüşü hâkimdi.

Bu nedenle yeni bir anayasa yapımı için harekete geçildi. Bu sürecin, ordunun gözetimi altında ve ve katılımcı olmayan daha önceki süreçlere bir karşı-model olması amaçlanıyordu. Bu çerçevede, Meclis içinde bir "Anayasa Uzlaşma Komisyonu" (AUK) kuruldu: Meclis'teki dört partinin (AKP, CHP, MHP ve BDP) her birine eşit temsil olanağı sağlayan bu Komisyon'a her partiden üçer temsilci önerildi. Buna ek olarak, çeşitli toplumsal grup ve kurumların katılımı sağlandı: İnternet sitesi üzerinden üniversiteler, meslek örgütleri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları (STK'lar) ve vatandaşlar yeni anayasa için görüşlerini dile getirme olanağı elde ettiler. Ülke çapında düzenlenen "Anayasa Vatandaş Toplantıları" yoluyla vatandaşlar görüşlerini sunup yeni anayasa üzerine tartıştılar. Bu toplantıların tutanakları yayınlanarak herkes tarafından ulaşılabilir hale getirildi.

Anayasa yapım süreçlerinde vatandaşları sürece dahil eden ve katılımı olanaklı kılan prosedürler, bilimsel literatürde anayasanın kendisinin de demokratik olmasını sağlayan önemli araçlar olarak nitelendirilmektedir. Ancak Türkiye'de yeni bir anayasa yapma girişimi başarısız oldu. Çalışmalarına başlamadan önce çalışma ilkelerini yazılı olarak belirleyen Anayasa Uzlaşma Komisyonu, her bir maddeyi oybirliğiyle kabul etmek zorunda olduğundan, temel konularda uzlaşma sağlanamadı ve anayasa önerisi metni haline getirilemedi. İki yıllık çalışmanın ardından Kasım 2013'te Komisyon çalışmayı bıraktı ve dağıtıldı.

Projemiz özellikle bu başarısızlığın nedenleriyle ilgilenmektedir. Bu gibi süreçlerin genellikle kapalı kapılar arkasında gerçekleştiği düşünülürse, Türkiye'deki anayasa yapım sürecinin bu denli iyi belgelenmiş olması, sürecin kendisini ilginç bir araştırma konusu haline getirmektedir. Türkiye örneğinde, Komisyon tutanakları, sivil toplum kuruluşları tarafından dile getirilen öneriler, basında yer alan haberler ve bunlara ek olarak, yeni bir anayasa için verilen uğraşları komik ve eleştirel bir dille yorumlayan karikatürler, keşfedilmemiş bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Özellikle Türkiye'de köklü bir geleneğe sahip olan karikatür kültürü, günlük basında nadiren yer alan ya da hiç değinilmeyen hassas konuları, olanca çığlaklığıyla ele alarak birçok konuyla dalga geçmekte ve dile getirilmekten çekinilen konulara parmak basmaktadır.

Peki ya bugün?

Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun çalışmaları sırasında Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, Ağustos 2014'te Cumhurbaşkanı seçildi. Seçim sonrasında Erdoğan, siyasal hedefinin güçlü bir "yürütme" cumhurbaşkanı olduğunu açıkladı. Mevcut anayasa bu türden bir cumhurbaşkanı modelini öngörmediği için, Erdoğan'ın yeni bir anayasayla başkanlık sistemini getirmeye çalışacağı tahmin ediliyor. Ancak Erdoğan'ın amaçladığı böyle bir anayasayı başka bir siyasal partinin desteği olmaksızın gerçekleştirebilmesi için, 7 Haziran 2015'de yapılacak genel seçimlerde AKP'nin mutlak çoğunluğu elde etmesi gerekiyor. Sonucun ne olacağını Türkiye birkaç ay sonra görecek.

Erdoğan'ın sınırsız güç arzusu ve 2014 Aralık ayından beri siyasal gündeme bomba gibi düşen yolsuzluk haberleri ve tartışmaları da karikatürlerde yerini almıştır.