Köln Üniversitesi İşletme, İktisat ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Jean Monnet Kürsüsünden (JMC) Katrin Schmermund tarafından 13 Temmuz 2015 tarihinde Profesör Atila Eralp ile yapılmış olan mülakat.

Artan enerji talebinin yanı sıra büyük oranda Rusya'nın enerji kaynaklarına bağımlı olma durumu, Avrupa ülkelerini enerji arzlarını güvence altına almak üzere yeni ve daha sağlıklı yollar aramaya itiyor. "Türkiye'nin Geleceğin Enerji Merkezi Olma Potansiyeli„ projesinin ortaklarından Prof. Dr. Atila Eralp Türkiye'nin bu denklemde merkez bir rol oynayabileceğini düşünüyor. Bu mülakatta Sayın Eralp, Türkiye enerji politikalarından ve Türkiye'nin uluslararası enerji pazarında kilit bir rol üstlenmesinin bağlı olduğudinamiklerden bahsediyor.


MÜLAKAT

Profesör Atila Eralp, siz Blickwechsel "Türkiye'nin Geleceğin Enerji Merkezi Olma Potansiyeli„ araştırma projesi içinde yer alıyorsunuz. Nedir bu konuyu bilimsel ilgi alanınız kılan?

Türkiye'nin ulusal kaynaklar yoluyla tamamlayamadığı kadar yüksek bir enerji ihtiyacı var. İthalata bağımlı bir halde. AB üyesi ülkelerde de aynı problem mevcut. Bu ülkelerden farklı olarak Türkiye, temel enerji tüketicileri (AB üye devletleri) ve sağlayıcılarını (Hazar Denizi ve Orta Doğu ülkeleri) birleştiren özel bir jeopolitik konuma sahiptir. Bu konumu Türkiye'ye enerji transit ülkesi olarak önemli bir rol biçiyor ve enerji meselesini Türkiye-AB ilişkilerinin en temel konularından birihaline getiriyor.

Türkiye'yi "transit ülke" olarak adlandırdınız. Hangi nitelikleri ülkeyi "enerji merkezi" olmaktan ayırıyor?

Merkez olabilmesi için bir ülkenin enerji pazarında belli kozları elinde bulundurması gerekir. Bunun yanında, yeterli bir altyapısı olmalı ve ithalatı farklı alanlara yönlendirebilmelidir. Bunlardan daha da önemlisi; yönetimde şeffaflık ilkesine bağlı olmalıdır. Bu demek oluyor ki, uluslararası yatırımcıları kendine çekebilmek için hukuk kuralları çerçevesinde, yani yasal bir sistem dahilinde hareket etmelidir. Bunlar bir enerji altyapısı oluşturmak için; mesela boru hattı ağının oluşturulması için önemlidir. Ayrıca ülkenin komşularıyla iyi ilişkileri ve barışçıl bir çevresi olmalıdır. Konu Türkiye olunca bunun gibi birçok konuda güçlük çekiliyor. Ülkenin AB'ye katılım sürecinde Enerji Faslının hala kapalı olmasının temel nedenlerinden biri de budur.

Yakın zamanda açılma ihtimaline dair öngörünüz nedir?

Söylemesi zor çünkü bu mesele Türkiye'deki iç gelişmeler ve diğer ülkelerle olan ilişkileri gibi birçok konuya bağlı. Kıbrıs mesela; Türkiye'yle sorunlu ilişkilerinden dolayı Enerji Faslının yeniden açılmasını desteklemeye yanaşmıyor. Bunun yanı sıra, komşulara yönelik politikalarda da kritik unsurlar var.

Türkiye ne yapmalı?

Türkiye hem Avrupa'ya hem de kendi komşularına yönelmelidir. Ancak Türkiye iki jeopolitik modelin arasında olmak gibi bir zorluk çekmektedir. Bir yanda hukukun üstünlüğünü esas alarak hareket eden bir AB var; diğer yanda ise Ukrayna krizinde kendini gösterdiği üzere otoriter davranışlar sergileyen Rusya var. Türkiye her iki modelle de bağlantıda bulunmaya çalışıyor: Güney Akım Projesi yoluyla AB ile, Türk Akımı yoluyla da Rusya ile. Bu ikisinin nasıl bağdaşacağını görmek lazım.

Daha ziyade belli bir tarafa bağlı hareket edildiğini düşünüyor musunuz?

Şu anda böyle bir durum görmüyorum; ancak konu doğalgaza geldiğinde Rusya temel üreticidir ve Türkiye de bu kaynağa bağımlıdır. Rusya ve Avrupa arasındaki rekabet Türkiye için bir güçlüktür: Türkiye her iki taraftan da giderek artan bir baskı görebilir. Bu gerilimli gelişmeler, diğer koşulların yanında, Türkiye'nin katılım süreci ışığında Türkiye-AB diyaloğunun nasıl ilerleyeceğine bağlı. Enerji Faslı kapalı kaldığı müddetçe, durum Türkiye için daha da karmaşıklaşıyor.

Enerji merkezi haline gelmek Türkiye'ye ne gibi avantajlar sağlar?

En önemlisi, Türkiye enerji pazarında önemli bir aktör haline gelebilir. Transit bir ülke bir köprü gibidir; yalnızca bağlantı görevi görür. Merkez bir ülke ise söz ve etki sahibidir. Enerji kaynaklarına sahip olmayan bir ülke olarak Türkiye'nin bir merkez haline gelmesi ilginç olacaktır.

Türkiye'nin enerji politikalarındaki çıkarları AB'ninkilerden ne derece farklıdır?

Fark yenilenebilir enerjide açığa çıkıyor: AB'de yenilenebilirler büyük bir odak noktasıyken; Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynaklarının potansiyeli göz ardı ediliyor. Buna rağmen her ikisi de Rusya'nın kaynaklarına fazlasıyla bağımlı durumdalar. Petrolün önemi giderek artarken, hem AB hem de Türkiye için doğalgaz şu anda çok daha önemli.

İç ve komşu politikalarındaki sorunlarını bir yana bırakırsak, Türkiye'nin enerji merkezi olarak faaliyet göstermesine yetecek altyapısı var mı?

Şu anda yok; ancak eğer çevresinde daha özgür bir ortam kurulursa yeterli altyapıyı inşa etmek büyük ölçüde kolaylaşacaktır. Yatırımcılar ile Avrupa Yatırım Bankası daha ilgili olacaktır. Türkiye'nin kesinlikle bir enerji merkezi potansiyeli vardır.

Haziranda Türkiye'de genel seçim yapıldı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) mecliste en yüksek sayıda koltuğu elinde bulundurmasına rağmen mutlak üstünlüğünü yitirdi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oy çokluğunda hemen onun ardından geliyor. Seçim sonuçları ve geçenlerde koalisyon görüşmelerin başarısız olmasını AB-Türkiye enerji ilişkilerini nasıl etkiler?

Başarısız koalisyon görüşmeleri, Türkiye ile AB arasındaki enerji ilişkilerine belirsizlik getirecektir. Eğer bir enerji merkezi olmak istiyorsanız, sizin siyasi istikrar ortamınızın olması gerekir ve siyasi anlamda kutuplaşmış bir ortamda oluşturulacak olan bir koalisyon bu istikrarı sağlamak için bir araçtır. Bir çoğunluk koalisyon hükümeti kurulabilmesi için başka alternatifler var olmasına rağmen, ülkedeki siyasi sürtüşme bu alternatiflerin gerçekleşmesini en baştan sorunlu kılmıştır. Bu kutuplaşma erken seçimlerden sonra da devam ederse, Türkiye-AB ilişkileri daha da durgun bir döneme girebilir. Ortaya çıkacak olan sonuç, siyasilerin Rusya'yla daha az ya da daha çok bağlantı kurup kurmayacağı üzerinde bir etkiye sahip olabilir. Örneğin Türkiye nükleer enerjinin konusunda Rusya'yla bağlantı içerisinde ve bu durum muhalefetten ve onların seçmenlerinden eleştiri alıyor.

Profesör Eralp, Blickwechsel projesi 2016'ya kadar sürüyor. Bugüne kadar Türkiye'nin enerji merkezi olmasına ilişkin bugüne değin kat edilen temel kilometre taşları nelerdir?

Temel kilometre taşları Türkiye içinde ve Türkiye'nin çevresinde yaşanan gelişmelerdir. Türkiye'de siyasal istikrara ve iyi işleyen bir hükümete ihtiyaç var. Oy verenler aklı başında bir seçim yaptı ve giderek yükselen siyasal kutuplaşmanın son bulmasını istediklerini gösterdiler. Bir koalisyon hükümeti Türkiye'de uzlaşma kültürünü canlandırarak, Türkiye'nin gelecekte merkez ülke olma stratejisini de güçlendirecektir. Çevre ülkelerde yaşanan temel zorluk ise Irak Şam İslam Devleti gibi radikal hareketlere karşı bir koalisyon kurmaktır. Bu konuda Türkiye ve AB daha çok çabalamalı ve güçlü bir koalisyon kurulmasına önayak olmalıdır. Bir yandan da sürekli artan güvenlik sorunlarıyla alakalı olarak bu iki aktör, ABD ile işbirliğinde bulunmalıdır. Bölgesel güçlerin, AB'nin, ABD'nin, ve de Rusya'nın konuya dahil olması gerekir. En iyi seçenek büyük bir dünya koalisyonu olurdu çünkü Irak Şam İslam Devleti küresel bir tehdittir.

Röportaj için çok teşekkür ederim Profesör Eralp.


Atila Eralp 2012'den bu yana Jean Monnet profesörü olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi Avrupa Çalışmaları Merkezi'nin başında bulunuyor. Ayrıca, İstanbul'da bulunan Türk-Alman Üniversitesi'nde ders veriyor ve yakın tarihte Köln Üniversitesi olmak üzere Princeton Üniversitesi ve Londra Ekonomi Üniversitesi'nde (LSE) misafir profesör olarak görev yapmıştır. Akademik çalışma alanlarının odağında Türkiye-AB İlişkileri ve Türk Dış Politikası yer almaktadır.

Atila Eralp, 8 Haziran 2015'te Köln Üniversitesi'nde Türkiye genel seçim sonuçlarına ilişkin misafir profesör olarak ders verdi. Profesör konuşmasında AKP'nin mutlak çoğunluğu kaybetmesinin iç ve dış politikada getireceği muhtemel sonuçları değerlendirdi.